Türkiye’deki sosyal güvenlik sistemi, bazı meslek gruplarının taşıdığı ağır riskleri ve yıpranmayı telafi etmek amacıyla “fiili hizmet süresi zammı” (yıpranma payı) uygulamasını devreye almıştır. Bu uygulama, işin doğası gereği sağlık açısından daha fazla yıpranan mesleklerde çalışanlara erken emeklilik ve ek prim günü avantajları sağlamaktadır. Ancak, bu uygulamanın kapsamına baktığımızda dikkat çekici bir boşluk göze çarpmaktadır: Şehirler arası ve uluslararası yük ile yolcu taşımacılığı yapan otobüs, kamyon ve tır şoförleri bu haktan yararlanamıyor.
Fiili hizmet süresi zammının temel mantığı oldukça açıktır: Çalışma koşulları zorlaştıkça, devletin bu yıpranmayı telafi edecek mekanizmaları devreye alması gerekmektedir. Bazı meslekler sadece fiziksel emek değil, aynı zamanda sağlık, yaşam kalitesi ve hayati riskler barındırır. Bu noktada sormak gerekiyor: Şehirler arası ve uluslararası taşımacılık yapan şoförlerin çalışma koşulları, bu kapsama girmeyecek kadar mı hafif?
Yıllarca süren uzun yolculuklar, kesintisiz direksiyon başında kalma, uykusuzluk, dengesiz beslenme ve sosyal hayattan kopuk bir yaşam bu mesleğin bir parçasıdır. Şoförler her an hayatlarını tehlikeye atarak çalışıyorlar. Bu meslek, yalnızca bir araç kullanma eylemi değildir; yüksek dikkat ve refleks, dayanıklılık gerektiren bir sorumluluktur. Trafik kazaları, ağır tonajlı araçların kontrolü ve sürekli zaman baskısı, şoförlerin fiziksel ve psikolojik olarak yıpranmasına yol açmaktadır.
Bugün, şehirler arası ve uluslararası taşımacılık yapan bu şoförler, ekonominin görünmeyen kahramanlarıdır. Ürünlerin raflara ulaşmasını, fabrikalara hammaddelerin girmesini ve yolcuların güvenli bir şekilde taşınmasını sağlayan bu iş gücü; sosyal güvenlik sistemi içerisinde yeterince değer görmemektedir. Fiili hizmet süresi zammı, bu noktada devreye girmelidir. Çünkü bu hak, bir ayrıcalık değil, ağır çalışma şartlarının doğal bir sonucudur.
Şehirler arası ve uluslararası taşımacılık yapan şoförlerin bu kapsama alınması ve her yıl için en az 90 gün fiili hizmet zammı tanımlanması, sosyal adaletin bir gereğidir. Bu düzenleme, sadece emeklilik yaşını öne çekmekle kalmaz, aynı zamanda devletin bu mesleğin taşıdığı riskleri ve yıpranmayı resmen kabul etmesi anlamına gelir. Bu kabul, şoförlerin motivasyonu ve mesleğin sürdürülebilirliği açısından son derece önemlidir.
Sosyal güvenlik sistemi, yalnızca prim toplayan bir yapı olmamalıdır; emeği koruyan, riskleri dengeleyen ve adaleti sağlayan bir mekanizma olmalıdır. Eğer en ağır şartlarda çalışanlar bu korumanın dışında kalıyorsa, burada ciddi bir eksiklik mevcuttur. Şehirler arası ve uluslararası yük ile yolcu taşımacılığı yapan şoförler, sadece direksiyon başında değil, ekonominin temel taşlarını oluşturarak hayatımızın sorunsuz devamını sağlıyorlar. Ancak, kendi geleceklerini güvence altına alma konusunda yetersiz bir destekle karşı karşıyadırlar.
Bu nedenle, yıpranma payı bu meslek grubu için bir ayrıcalık değil, bir haktan vazgeçilmiş bir talebin yerine getirilmesidir. Artık bu gerçeği kabul etmenin ve gerekli adımları atmanın zamanı gelmiştir.